31 Ocak 2011 Pazartesi

Küçük "Sığırlar"

“Neden Küçük Sırlar bu kadar çok izlendi?” sorusuna cevap arıyorum bugünlerde. “Arkadaşım işin gücün mü yok? Biz dizi analizi için mi buradayız?” demeyin yahu, dinleyin hele.

Bildiğiniz gibi dizi, Gossip Girl isimli Amerikan dizisi çakması. Tabii bu Gossip Girl diziyle sınırlı kalmıyor. Aslında boy boy, seri seri romanları var. Romanlar da diziden önce çıkmış zaten, dizi de romanlardan uyarlanmış. Kitaplar Türkiye’de bile çok satıldığına göre, Amerika’da veya diğer ülkelerde de kapış kapış gidiyordur herhalde. Facebook’ta da dizi karakterleri isminde açılan o kadar çok hesap var ki…

GG ilk sezonuyla harika bir giriş yapmıştı hayatımıza. O karakterler (Blair ve Serena’dan bahsediyorum elbette), o entrikalar, zengin yaşamları bizi bitirmişti ve derken ilk sezonu noktalamıştık. Çok da güzeldi hani. Dizi sitesinden deli gibi izlediğimi biliyorum. 2.sezonu çok sonra izlesem de, ilk sezon kadar iyi değildi tabii. Neyse…

Onlarla güldük, onlarla eğlendik derken, günlerden bir gün bir de baktık, Kanal D’de “Küçük Sırlar” isimli bir yapım başlıyor. Yadırgadık, fragmanlarına falan bakıp “hmm nasıldır ki yea?” dedik. Sonra da internete bir baktık; ANA! BU DİZİ GOSSIP GIRL ÇAKMASIYMIŞ ULEN! diye çığırdık. GG fanları olarak deli olduk. “Üff ne özentiyiz, her şeyimiz çakma makma biraz orijinal olalım beaaa!” falan dedik. Ama dememizle olmadı, adamlar yazdı senaryoyu, bastı parayı, Sinem Kobal, Merve Boluğur gibi oyuncuları topladı veee Küçük Sırlar doğdu.

İlk bölümünü izledik, tabii izlerken de bayağı bir küçümsedik, “Amaan Serena, Su olmuş hadi be oradan. Bi’ cacık olmaz bu diziden!” falan dedik. Beğenmedik, nefret ettik, dalga geçtik ama…

Dizi öyle bir izlendi ki… Kimse çakma falan dinlemedi, bodoslama daldı diziye. Belki de bazıları bilmiyordu bile. Öyle böyle derken dizi reytingleri kaptı, her hafta aksatılmadan bölüm yayınlandı… Pekiii, n’oluyor bize? Niye bu kadar izlendi bu dizi? Öncelikle dizinin izleyici kitlesini ele alalım:

1) Sevdiği çocuğu elde edebilmek için bir şeyler öğrenirim umuduyla ortaokula giden platonik aşık kızlar

2) Gossip Girl’ün çakması olduğunu bilmeyenler

3) Sırf karakterler için izleyenler (birazdan geleceğim bu konuya)

4) “Ben TV’siz yapamam, vakit geçirmek için Dest-i İzdivaç bile izlerim” diyenler

5) Daha böyle bir sürü sıralayabiliriz yavrular.


SIRF KARAKTERLER İÇİN İZLEYENLER

1) SİNEM KOBAL - SU (YANİ SERENA)

“O bir fenomeennn, o bir Selenaaa, ben na na na Selena’sız duramaammm” diyenlerin izlemiş olduğu bir dizidir Küçük Sırlar. Bunu da genelde hala Selena’nın final bölümünün şokunu atlatamamış bebeler yapar. –ki o bebelerin büyümüş olması gerek yea.

Ayrıca oyunculuğu da çok vasat.

-Ayrıca bir dedikoduya göre, Arda Turan buna “gel Küçük Sırlar’dan ayrıl ben sana oradaki paranın 2 katını vereyim bebetom” demiş. Eh, adam haklı.



2) ÇETİN – YA DA ÇET HER NE HALTSA (YANİ CHUCK)

Bunu da yine liseli kızlar veya ergenlikten çıkamamış kızlar yapıyor. “Ay ben oradaki Çet’e bayılıyorum aşkım yhaaa” gibi cümleler kuruluyor. Deli midir nedir yahu.

Oyunculuk var mı? Ehh, Chuck kadar kasılamıyor.



3) MERVE BOLUĞUR – AYŞEGÜL (YANİ BLAIR)

Blair gibi bir kraliçenin tırnağı olamayacak kadar kasılıyor kendisi. Şayet Merve için izliyorlarsa bu diziyi –ki mutlaka izleyen vardır- onlar, onlar… Evet, onlar Acemi Cadı’nın etkisinden çıkamamış cadıdan bozma kişilerdir! (Ne alakaysa)

Bir de bir ruj sürüyor ki, allahım sanki tüm ruju dudağına boşaltmış hatun.



4) ALİ –GERÇEK İSMİNİ BİLEMİCEM ŞİMDİ- (YANİ NATE)


Hande Yener’in manitası değil miydi şu yeniyetme? Evet, öyleydi. Bu salak için de çok fazla izleyen vardır eminim. ERGENLER!

Oyunculuk 0



5) DEMİR (YANİ DAN)

Bkz. Ali



6) MERİÇ (YANİ JENNY)

Ya inanmıyorum bir an “Jenny’den daha mı güzel ne?” diyesim geliyor kıza. Daha önce de birkaç yerde oynuyordu zaten ama dizide çok hoştu yahu. Böyle mimikleri olsun, konuşmaları olsun gayet şeker evet. Tamam Jenny kadar taş olmayabilir ama Meriç’i severiz nokta.



7) ARZU (?)

GG’deki dengini bulamasam da, bazen Blair bazen de Georgina karışımı bir şey gibi geliyor bana. Güzellik desen, ı-ıh sıfır. Olmadı. Bunun için kimse Küçük Sırlar izlemiyordur eminim.

Neyse bildiğim karakterler bu kadar, o kadar laf ediyorum birisi kalkıp Küçük Sırlar fanı sanacak beni eheheh. Yok değilim hatta iğreniyorum o diziden. Bir de 7 yaş üzeri yapmışlar galiba, en doğrusu. Düşünsenize 6 yaşındaki bir çocuk sevişme sahnesini izliyor ve anaokuluna gittiği için ertesi gün öğretmenine soruyor;

“Öyyyretmeniiiyyymmmm?”

“Efendim canım?”

“Düyyn akşaaam Göççük Sııırlar izledim de acayyyipp bişii yaptılaarrr onlaaarrr böyle yatakta falandııllaaar neydiii oooo???”

“Ehehehehehe hadi arabalarınla oynayalım mı tatlım?”

Öğretmenin suratındaki ifadeyi düşünemiyorum bile. Tamam 7 yaş üzeri olması iyi. Ama 7 yaşın üstündeki çocuklar sormayacak mı allasen? Ama bu akıllı işaretlere de bir gün değineceğim bilesiniz!

Asıl konumuza dönecek olursak, mümkün olduğunca Küçük Sırlar’dan uzak durmaya çalışıyoruz. Yok pardon, Küçük Sığırlar’dan. Eğer siz de bizi destekliyorsanız KUCUKSIRLAR yazıp 6767’ye kısa mesaj atın efem!

Bu yazıda sadece “neden” izlendiğine değindim. Başka bir Küçük Sığırlar yazımda görüşmek üzere, devam edecek!

30 Ocak 2011 Pazar

nasıl yiyorsan öyle konuş


Nihayet sömestr tatili denen nimet gelip çatsa da, bir hafta boyunca dershaneye gitmek zorunda olduğumdan, pek sevinemiyordum bu duruma. Dershaneye gitmek zorunda olduğum her gün üzerimde bir uyuşukluk, bir isteksizlik… Bu durumun sırf bende olmadığını da biliyordum ama cidden rahatsız ediciydi.

Yine bir Cuma akşamı dershaneden geldim, yemek falan yedim ve bilgisayarın başına oturdum. Film falan izledim derken, aha bir baktım saat 12yi geçiyor. Ev halkı da uyumuş olmalı, televizyon sesi bile gelmiyor. Ben de o kadar saat otur otur nasıl yorulmuşum, boynum kopacakmışçasına ağrıyor. Kalktım, biraz uzandım ama yine canım sıkıldı. Karnım da “yetti bu kadar açlık lan!” dercesine deli gibi gurulduyordu.

Mutfağa gittim, dolabı falan karıştırdım ama ne abur cubur kalmış ne de bir parça ekmek. Hepsini yemekte tüketmişiz arkadaş ya. Yani açlıktan ölsem şu anda, “yaşamak istiyorsan bir parça ekmek yemen bile yeter” deseler onu da bulamayacağım vallahi. Bu kadar çulsuzluk olur yani. Zaten küçük bir mide kazınmasıydı benimki, iki tane bir şey atsaydım ağzıma geçerdi. (Su içseydin demeyin, aç karnına su içemiyorum)

Tam umutsuzca odama dönüp yatmaya hazırlanıyordum ki, onları gördüm! Ev telefonunu koyduğumuz masanın üstünde duruyorlardı. Renk renk, çeşit çeşit. Pembe, mavi, mor, sarı… Onlar, şekerdi! Veya çikolata. Bir tanesini elime aldım. Jelâtininin üzerine pembe donlu küçük bir bebek biblosu yapıştırılmıştı. Evet, bunlar yeni doğan bebekler için yapılan, bebeği ziyarete gidenlere verilen çikolatalardandı. Ve benim açlığımı bastıracak sayıdalardı. Ah ah yerim ben onları, çok şekerler çoook!

Bir tanesini açtım, ısırarak yedim. İçi fındıklıydı. Daha sonra mavi, mor, sarı derken bir de baktım hepsi bitmiş, eh açlığım da gitmişti zaten. Huzur içinde kendimi uykunun kollarına bıraktım.

Sabah uyandığımda annem boş kağıtları görmüş olacak ki, “Aaa kim yedi bunları! Ben yemeyi düşünüyordum çok severim bebek şekeri.” diye söylendi.

Bense gülümseyerek “Eheh ben yemedim valla” dedim. Ama fark etmemiştim ki, dudağımda akşamdan kalan bir parça çikolata vardı.

Eee ne demişler, nasıl yiyorsan öyle konuş.